
Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Aşık Veysel’i dinlerken, aklıma geçen seneden bugüne sıklıkla karşıma çıkan bir cümle geldi: Arabuluculuğu sadece avukatlar yapmalıdır.
Bu cümleyi söyleyenlerin arabuluculuğun özünü ne kadar bildiklerini bilemiyorum; sanırım gerçekten arabulucu sandaliyesinde otursalardı, çok daha farklı düşünürlerdi. Dahası arabuluculuğun kullanım alanlarının sadece bir kaçını deneyimleseler, bu tür bir ısararın ne kadar da anlamsız olduğunu kolayca kavrayabilirlerdi.
2002 yılından bu yana Türkiye’de arabuluculuk, kendi deyimimle mediasyonu, anlatmaya, tanıtmaya ve bu alanda farklı projeler geliştirmeye çalışıyorum. 2000 yılından beri de, ne olduğunun eğitimini aldım ve veriyorum.
Uzun ve ince bir yoldur mediasyon; hayatın kendisidir.
Gerçekten de hayatın kendisidir çünkü arabuluculuk, konusu olan kişinin kendi tasarrufunda olan çatışma veya uyuşmazlığın çözümünde onu yaşayan insanlara kendi sorumluluklarını alma gücünü verir; tıpkı her bir insanın insanlığını yaşama ve tamamlama Yol’unda kendi sorumluluğuyla yaşamını şekillendirmesi gibi. Çatışmanın kendisinin aslında hukukla alakası yoktur; çatışmayı yaşayanlar hukuku kendi çatışmalarına dahil ederler: Kendi hayatlarında insiyatif alamayan ve kendilerine denileni yapmaya alışmış olanlar gibi, hukuk yolunu seçenler de otoriteye; benim için karar ver, derler. Arabuluculuk ise taraflara, kendi sorumluluklarını hatırlatır.
O sebeple, günüllüdür. Ancak ve ancak, çatışmaya taraf olanların tümü evet derse, arabuluculuk başlayabilir ve sadece birinin hayır demesi de, süreci sonlandırır. Konu; evet ben kendi irademle, kendi alternatif ve insiyatifimle, kendi belirlediğim yer ve zamanda, yine kendi seçtiğim mediatörle sorunumu çözmek istiyorum, diyebilmektedir. Yani, herkes arabuluculuk yoluyla sorunlarını çözemez.
Bu açıdan bakınca, arabuluculuk yolunun başlangıcında; kişinin kendi tasarrufunda olan uyuşmazlıklarında, yine kendi sorumluluğunu alarak ve gönüllü olarak çatışmasını çözme isteği vardır. Ne zamana kadar? Herhangi sebeple arabuluculuktan vaz geçene kadar. Bu nedenle de, arabuluculuk bağlayıcı değildir. Yani dileyen herkes, içinde olduğu arabuluculuktan vaz geçerek, müzakere, anlaşmalarında yer alıyorsa tahkim vs gibi farklı bir yönteme veya hukuki sürece evet diyebilir.
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece
Değişimin kaçınılmaz olduğu yaşamda, paradoksun en büyüğü değişime karşı koymamızdır: Sabitlik isteriz; evde, işte, düzende…Oysa sadece doğayı gözlemleyebilseydik; mevsimleri mesela, hayatın kum saatine benzediğini hemen görüdük: O, başladığı anda, aslında bitmeye de yaklaşmıştır. İşte bu bitişe gidiş de, önce sabitlik sağlamak için kurallar bütünü yaratırız; doğrular, yanlışlar, iyiler, kötüler. Sonra bu sabitelerde ısrar ettikçe, kutuplar oluştururuz; sen ve ben, biz ve siz… Paradoks dedim ya bu paragrafın başında, hayat tuhaf bir şekilde; adeta eğlenircesine, bize bizi zıttımızla veya ötekimizle gösterir. Göz çünkü, dışarıya bakar, içeriyi göremez. Bu sebepledir ki, bizler yürüdüğümüz Yol’da bize bizi gösterecek zıddımıza, değiştirmek zorunda olduğumuz sabitimizi hatırlatacak çatışmalara muhtacız. Bu Yol, insan olma Yol’udur ve tümseklerle, çukurlarla ve uyuşmazlıklarla doludur.
Kimi para konusunda bir diğeriyle anlaşamaz, kimi şirket yönetiminde ortağına kızar. Kimi insan spor takımının sorunlarını deneyimler, kimisi ise kocası veya karısıyla sorun yaşar. Kimi zaman etnik sorunların çözümü acildir; farklı dil, din bilmek gerekir, kimi zaman ortak değerleri birlikte yaratmak gerekir. Kimi insan sadece bahçesine izinsiz girildiği için özür bekler, kimi ilişki bir kucaklaşma ile eski haline döner. Bazen farklı organizasyonlarda olanlar birbiriyle çatışır, kimi zaman ise departmanlar arası uyuşmazlık ayyuka çıkar… O halde ne kadar farklı tümsek, çukur veya çatışma varsa, onların aşılmasında yer alabilecek o denli çok çeşitlilikte arabuluculara ihtiyaç vardır. Nasrettin Hoca dememiş miydi damdan düşünce; bana doktor değil, önce damdan düşen birini getirin diye?
Tıpkı, bir diğer ünlü hikayesinde, çatışma yaşayanların hepsine; sen de haklısın, sen de haklısın, demesi gibi.
Arabuluculuk, kimin haklı olduğunu kanıtlamaya çalışmaz; herkesin kendi bakış acısından haklılığını kabul eder. O sebeple de, çatışmanın kazan-kaybet ilkesine dayanan haklılık kanıtlama çabasından çok, ortak kazanımla sonlanmasını destekler: Herkesin kabul ettiği, uygulanabilir çözümler, anlaşmayı yaratır.
Arabulucu, yaptığını gönüllülükle yapar, herhangi haklılık yarışında yer almaz, yaşadığı toplumu bölmeye değil, birleştirmeye çalışır, yaşamıyla etrafına ve barışa ayna olur. Arabuluculuk, ortaya çıkıp ta, yaygara ile sahip olunabilecek bir statü değildir, o zaten olduğumuz bir şeydir; hayatın kendisi gibi. Herkes o sebeple arabulucu olamaz ve arabuluculukta özü itibariyle sadece bir meslek grubunun tekelinde kalamaz. O zaman, tamamlanmamış bir hayata benzer; genç ve solmuş!
Bilmem hayal miydi yoksa düş müydü
Gönül arzusunu buldu bu gece
Yalın kılıç mıydı bir ateş miydi
İçerim koz ile doldu bu gece
.....
Durmaz yanar gerçeklerin çırağı
Yakın olur ehl-i aşkın ırağı
Gölköy oldu Veysel'lerin durağı
Hayali karşıma geldi bu gece
Deniz Kite, 7 Nisan 2009, Ankara’da İngiliz bir mediatör dostla konusmanın ardından, Aşık Veysel dinlerken
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece
Değişimin kaçınılmaz olduğu yaşamda, paradoksun en büyüğü değişime karşı koymamızdır: Sabitlik isteriz; evde, işte, düzende…Oysa sadece doğayı gözlemleyebilseydik; mevsimleri mesela, hayatın kum saatine benzediğini hemen görüdük: O, başladığı anda, aslında bitmeye de yaklaşmıştır. İşte bu bitişe gidiş de, önce sabitlik sağlamak için kurallar bütünü yaratırız; doğrular, yanlışlar, iyiler, kötüler. Sonra bu sabitelerde ısrar ettikçe, kutuplar oluştururuz; sen ve ben, biz ve siz… Paradoks dedim ya bu paragrafın başında, hayat tuhaf bir şekilde; adeta eğlenircesine, bize bizi zıttımızla veya ötekimizle gösterir. Göz çünkü, dışarıya bakar, içeriyi göremez. Bu sebepledir ki, bizler yürüdüğümüz Yol’da bize bizi gösterecek zıddımıza, değiştirmek zorunda olduğumuz sabitimizi hatırlatacak çatışmalara muhtacız. Bu Yol, insan olma Yol’udur ve tümseklerle, çukurlarla ve uyuşmazlıklarla doludur.
Kimi para konusunda bir diğeriyle anlaşamaz, kimi şirket yönetiminde ortağına kızar. Kimi insan spor takımının sorunlarını deneyimler, kimisi ise kocası veya karısıyla sorun yaşar. Kimi zaman etnik sorunların çözümü acildir; farklı dil, din bilmek gerekir, kimi zaman ortak değerleri birlikte yaratmak gerekir. Kimi insan sadece bahçesine izinsiz girildiği için özür bekler, kimi ilişki bir kucaklaşma ile eski haline döner. Bazen farklı organizasyonlarda olanlar birbiriyle çatışır, kimi zaman ise departmanlar arası uyuşmazlık ayyuka çıkar… O halde ne kadar farklı tümsek, çukur veya çatışma varsa, onların aşılmasında yer alabilecek o denli çok çeşitlilikte arabuluculara ihtiyaç vardır. Nasrettin Hoca dememiş miydi damdan düşünce; bana doktor değil, önce damdan düşen birini getirin diye?
Tıpkı, bir diğer ünlü hikayesinde, çatışma yaşayanların hepsine; sen de haklısın, sen de haklısın, demesi gibi.
Arabuluculuk, kimin haklı olduğunu kanıtlamaya çalışmaz; herkesin kendi bakış acısından haklılığını kabul eder. O sebeple de, çatışmanın kazan-kaybet ilkesine dayanan haklılık kanıtlama çabasından çok, ortak kazanımla sonlanmasını destekler: Herkesin kabul ettiği, uygulanabilir çözümler, anlaşmayı yaratır.
Arabulucu, yaptığını gönüllülükle yapar, herhangi haklılık yarışında yer almaz, yaşadığı toplumu bölmeye değil, birleştirmeye çalışır, yaşamıyla etrafına ve barışa ayna olur. Arabuluculuk, ortaya çıkıp ta, yaygara ile sahip olunabilecek bir statü değildir, o zaten olduğumuz bir şeydir; hayatın kendisi gibi. Herkes o sebeple arabulucu olamaz ve arabuluculukta özü itibariyle sadece bir meslek grubunun tekelinde kalamaz. O zaman, tamamlanmamış bir hayata benzer; genç ve solmuş!
Bilmem hayal miydi yoksa düş müydü
Gönül arzusunu buldu bu gece
Yalın kılıç mıydı bir ateş miydi
İçerim koz ile doldu bu gece
.....
Durmaz yanar gerçeklerin çırağı
Yakın olur ehl-i aşkın ırağı
Gölköy oldu Veysel'lerin durağı
Hayali karşıma geldi bu gece
Deniz Kite, 7 Nisan 2009, Ankara’da İngiliz bir mediatör dostla konusmanın ardından, Aşık Veysel dinlerken


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder