6 Şubat 2010 Cumartesi

Adana'yı Yeniden Tanımlamak ve Konumlamak

Tam yirmi üç sene sonra döndüm Adana’ya. Ve çok şaşırdım çünkü Adana maalesef bıraktığım Adana değildi. Aslında bıraktığım gibi olmaması normal sayılabilirdi; eğer Adana o zamanki konumundan çok daha ileri bir yerlerde olsaydı…

Sporculuğumdan bildiğim voleybol ve basketbol takımları; Güney Sanayi, Çukobirlik, Sasa, vs kapanmıştı. Futbol takımları senelerdir şampiyonluğa hasretti. Ekonomi sanki bir dağın tepesindeyken; çığ misali önüne geleni de içinde eriterek, en dibe inivermişti. Şehir bina doluydu ve her yöne yayılarak daha da binalaşıyordu. Lakin en yakın alış veriş merkezi benim o zamanlardan bildiğim şehrin merkezine yakın Galeria ve civarlarında değil, arabasız olanların en az bir saat içinde ulaşabileceği Real haline gelmişti… Zavallı Galeria, bildiğiniz üzere, adeta kaderine terkedilmişti.

Başlangıçta hissettiğim şoku sizlere anlatamam. Çünkü bu Adana, benim Adana’m değildi. Konya, Kayseri, Gazinatep, vs illerde verdiğim eğitim ve danışmanlıklardan sonra, çok daha ileride olmasını beklediğim Adana sanki derinliğe gömülmüş ve birilerinin sessiz çığlığını duymasını bekler gibiydi. Kimin duymasını diye sorsaydınız, en çokta Adanalı olup, Adana dışında yatırım yapmayı seçmiş olanların kendisini hatırlamasını derdim…

Ama insan şoku atlatınca, akıllıca düşünmeye de başlıyor. Geçen seneden beri aklımda sürekli dans eden iki soru vardı: “Elimizde ne var ve elimizde olanlarla ne yapmalı?” Bu sorulara izlenimlerim de eklenince, aslında pekte karamsar olmayan bir tabloyla karşılaştım.

Karamsar olmayan derken bana en anlamlı gelen iki şeyi şöyle ifade edebilirim: Öyle ya da böyle, hemen herkes benimle aynı fikirde idi; yani farkındalık vardı. İtici bir güç olabilecek ikinci şey ise, hemen herkesin herhangi olumlu harekette Adana’yı ileriye taşıyabilecek faaliyetlere katılabileceğini açıkca belli etmesiydi.

Adana’da değişen şeylerden biri, çok büyük firmaların yerlerini KOBİlere bırakmasıydı. KOBİler bana göre büyük firmalardan çok daha efektif, hızlı, değişim ve gelişim odaklı, girişimci ve içlerinde yer aldıkları ekonomide motor görevi üstlenen yapılardır. O sebeple bu durum gerçekten ilham vericiydi. Bununla birlikte kurumsallaşma, profesyonel yönetim, markalaşma, uzmanlaşma ne durumda diye sorulduğunda aynı iyimserlik içinde yer alamıyordum.

Genç nüfus inanılmaz yaratıcı ve dinamikken, onları şirketlerle buluşturabilecek platformlar yetersiz gibiydi.

Yüzyıllardır ortak yaşanılmışla anlam kazanmış çok kültürlü yapı, değişen dünyada Adana’yı adeta Doğu-Batı arasında yeniden ve daha güçlü kılabilecekken, bu konumu destekleyecek köprü yapılar veya faaliyetler gerçekleşmemişti.

Adana’nın yerinin yeniden belirlenmesi ve konumlandırılmasının söz konusu olduğu günümüzde, çok net olan noktalar kanımca şunlardır:

KOBİlerin uzmanlaşması ve niş ürünlere yönelerek markalaşması zorunludur. Bunun yanı sıra, Ticaret ve Sanayi Odaları ile her türlü meslek kuruluşları ve derneklerin uluslar arası ağlarını genişletmeleri ve bu yönde faaliyetlerde yer almaları zorunludur. Gençlerin iş hayatında daha aktif olması ve yönetime katılması başarının olmazsa, olmazları arasındadır.

Adana son yıllarda ticarete yönelmiş olmakla birlikte, madden ve ruhen bir yatırım şehridir. Bu sebeple, ve geleceğin de ancak yatırımcı zihniyetlerle oluşturulabileceği fikrinden hareketle, halen Adana’da yaşayan veya Adanalı olupta, Adana’yı terk etmiş görünen tüm işadamı ve işkadınlarının, yeniden “Adana Ruhunu” yakalama yönünde hareket etmeleri ve ancak ortak adımlarla ilerlemenin sağlanabileceğini hatırlamaları gerekmektedir.

İşte benim bu nazicane köşemde yapmak istediğim şeylerden biri, uzmanlaşma yolunda KOBİlere destek olabilmek, uluslar arası gelişimlerden okuyucuyu haberdar etmek, bu tür faaliyetleri paylaşmak ve dileyen herkesin deneyimlerim ölçüsünde, sorularını yanıtlayabilmektir.

Bu giriş yazısından sonra, haftaya sizlerle ilk paylaşmak istediğim konu “kurumsallaşma herhangi yöntemin şapka gibi şirketlere yerleştirilmesi değil, olan yapının profesyonelleştirilmesidir,” düşüncesi ve bunun nasıl gerçekleşebileceğine ilişkin yöntemin açıklanması olacaktır.

Görüşmek dileğiyle,

Dr.Deniz Kite

Sorularınız için: deniz@laccademiaarete.com

2 Ocak 2010 Cumartesi

Bir Futbol Takımı ve Futbol için Genel Tavsiyeler



2009 Mayıs ayında, 23 sene önce arkamda bıraktığım ve asla geri dönmem dediğim, Adana’ya gelmiştim. Haziran ayı içinde de, Adana Demirspor’un (ADS) Başkanı Bekir Çınar ile görüştüm. Daha önce yaptıklarıma benzer bir çalışma yapmak için anlaştık. ADS 2009-2010 sezonunda kendisine yüksek hedefler koymuştu ve Bekir Çınar’da elinden gelenin en iyisini yapmaya hazır görünüyordu.

İlk çalışmamı, ADS Futbol Takımı ile ilk kampları olan Yozgat’a giderek gerçekleştirdim. Futbolcular tam anlamıyla bir takım olamamışlardı çünkü henüz yolun çok başındaydık. Bana ve yapmayı planladığım çalışmaya sıcak bakmakla birlikte, sporcuların şüpheleri de yok değildi. Çünkü futbol çok farklı bir spordu! Bununla birlikte, son derece açık, etkin ve keyifli bir iletişim kurabildik. Bu çalışmaları ikinci kamp süreci izledi.

O zamanlar Teknik Direktör olan Abdülkerim Hoca ile, antrenörler Alp ve Hakan Hoca’lar çalışmama önce neler olacak şeklinde yaklaşırken, sonraları sıcak bakmaya başladılar. Karşılıklı bilgi alışverişleri bizleri yakınlaştırırdı da. Hedefim Yönetim, Teknik Ekip, Futbolcular ve Taraftarlar ile tam bir Takım Ruhu yaratmaktı.

Çünkü ancak ve ancak, takım Ruhu ile her zorluğun üstesinden birlikte gelebilirdik.

ADS 2009’da yıllardır yapılmamış bir açılış gerçekleştirdi. Herkes şampiyonluk bekliyor, sürekli şampiyonluk sözü veriliyordu. Görkemli açılışın yanı sıra, daha ilk görüşmemizden itibaren, Bekir Çınar, benim kurucuları arasında yer aldığım L’accadémia Areté’nin de desteği ile, Livorno Futbol Takımı’nı Türkiye’ye getirmemizi rica ediyordu. Bu süreci sevgili Lino Barbasso’nun desteği ve tanıdığımız herkesi de aracı koyarak ve oldukça başarılı bir şekilde, Ekim 2009’da gerçekleştirdik.

Yıllar sonra Adana bir yabancı takıma, üstelik Super Lig’in haşarı çocuğu olan Livorno’ya ev sahipliği yapıyordu!

Sonrasında da çalışmalar devam etti. İlk genel toplantıda takım olmak ve liderlik üzerine konuşmalar yaptık; amacım herkesin herşeyi konuşabileceği bir ortam yaratmaktı. Yöneticiler, teknik ekip ve tüm futbolcular duygu ve düşüncelerini bu çalışmada ifade ettiler. Adıyaman maçı, tüm gerginlikler, verilmeyen bir gol ve 1-0 malubiyete rağmen, ADS’nin Takım Ruhu’nu yakaladığı ilk maçtı.

Sonra aniden birşeyler oldu; daha doğrusu aniden gibi göründü ve sanki herşey tepe taklak olmaya başladı: Finansal sıkıntılar alıp başını gitmişti, kaynak yaratılamıyordu, lig başında planlama yapılmamış ve lig başlar başlamaz çekler geri dönmeye başlamıştı. Garanti Bankası ile yapılan bir Flexi Card anlaşma vardı ve Başkan Bekir Bey, Başkan Yardımcısı Metin Bey ve ben bir öğle yemeği sırasında anlaşmanın ADS’yi daha fazla desteklemesi için görüşmeler yaptık. Sonuç Garanti Bankası’nın gönülsüzlüğü ile ADS’yi destekleyebilecek şekilde gelişmedi. Hazırladığım bir pazarlama programını Bekir Bey ile paylaştım. Ama öncelikler hemen para bulmak üzerineydi. Dahası büyük bir açılış, ulusal anlamda yankılar bulan Livorno maçı ve şampiyonluk söylemleriyle çoşmuş olan ve yıllardır şampiyonluk hasreti çeken Taraftarlar da tahammülsüzlük gösteriyorlardı. Stadyumda sarfedilen küfürlerin sonu gelmiyor ve alınan yenilgiye de katlanılamıyordu. Olan oldu ve Teknik Ekip ile Yönetim bir yenilginin hemen ardından ve aynı gün, birbiri ardına istifa etti. O günkü şaşkınlığımı kelimelerle ifade edemem ama şöyle dediğimi hatırlıyorum:

“Ama Pazar günü maç var ve bugün Çarşamba; ne yani Takım’ın başında kimse yok ve olmayacak mı?”

Görev alanımım çok üzerinde bir gayretle, Yönetim Kurulu üyelerinin her birine ayrı ayrı bir Durum Analizi sunmamdan hemen sonra, durum daha da sahipsiz kalınarak, vahimleşti. Önlemler alındı, yeni teknik ekip göreve başladı, Kongre’de eski Yönetim yeniden seçildi ama futbolcuların sorunları sona ermedi. Kimse ödeme alamıyordu ve bana bir gün şöyle dediler:

“Hocam, sana olabilecek sorunların hepsini söylemiştik, dediklerimiz arasında gerçekleşmeyen kaldı mı? Bu Türkiye’de futbolun gerçek yüzüdür.”

Genel olarak futbolcular için bana pek çok olumsuz şey söylenmişti ancak ben ADS’nin bu seneki ekibinde yer alanlar kadar yürekli herhangi futbolcu olabileceğine inanmıyorum. Bu süreçler yaşanırken “herşeye rağmen,” bizim kendi aramızdaki motivasyon cümlesi oldu. Bu adamlar gerçekten de, kapılarına dayanan icralar da dahil olmak üzere, herşeye rağmen ve bu yazıyı yazdığım şu dakikalara kadar paşa paşa oyunlarını sergilediler. Bununla birlikte, beni eski teknik ekip kadar desteklemeyn yeni ekip sebebiyle futbolcularla istediğim şekilde toplu görüşmeler yapamadım. Başkan Bekir Bey veya Metin Bey’e tüm telefonlarıma rağmen ulaşamadım. Hedeflediğim Takım Ruhu’nu oluşturmak Yönetim’in istifası, olan biteni cevapsız bırakması vs sebeplerle mümkün olmadı. Son olarak aylardır, tıpkı futbolcular gibi, bende anlaşmam gereği ödemelerimi alamadım. Ve daha da vahimi, aralık itibariyle Takım’dan bir anda pek çok oyuncu çıkarıldı…

Yönetmek ilginç bir süreçtir ve aslında insanın kendisini, firmasını, derneğini veya klubünü yönetmesi birbirinden pekte farklı değildir. Çok basit bir açıklama ile; önce bir vizyon oluşturur, sonra o vizyona ulaşmak için elinizdeki kaynakları gözden geçirir ve gereken ek kaynakları tesbit edersiniz. Bu verilerle bir planlama yapar, zaman zaman da, planların gerçekleşme durumunu kontrol ederek, gerekli değişimleri yaparsınız. Basit görünmekle birlikte, ilginç olması herhangi aşamasında aksaklık yaşanmasının, yönetimin tüm sürecine çığ misali etki etmesindendir.

Yani, sık sık geribildirimler almaz ve iyileşme sağlamazsanız, işler gibi görünen şeyler bir anda tepenize çöker!

İşte Adana Demirspor’da 2009 yılında olanlar da böyle bir sürecin; yani çığ düşmesinin, yıllardır tekraralanan yeni gösteriminden ibarettir.

Ama genel bir gözlem yaparak söylemek istediklerim var.

Öncelikle takımların alt yapılarının yetersiz olduğunu, en azından profesyonel takımı desteklemek üzere yürütülmediğini, fark ettim. Oysa spor, içinde geliştiği çoğrafyayı desteklemek ve geliştirmek üzere yapılmalıdır.

Acaba yetişmiş bir futbolcuya x para vermek, emek sarf ederek yerel futbolcular yetiştirmekten daha mı kolay?

İkinci olarak, Yönetim Kurulu ile Yönetici kavramının ayrılmadığını ve Başkan’ın klübü istediği gibi yönettiğini veya yönetemediğini fark ettim. Oysa Yönetim Kurulu ile profesyonel yönetici kavramlarının ayrılması ve her klubün, tıpkı bir firma gibi, yönetilmesi gerekir. Bu yönetim klübe finansal geliri sağlayacak pazarlama faaliyetlerini de beraberinde getirir.

Acaba Yönetim Kurulu üyesi olupta medyatik olmak, iyi bir yönetimden daha mı öncelikli ve asıl amaç acaba tanınmış olmak mı?

Üçüncü olarak, ADS’de kısmen görülse de, futbolculara ödeneceği vaad edilen ücretlerin, krizden önce yatırım ve emlak piyasalarında görülene benzer şekilde, gerçek ederlerinin çok üzerinde olduğunu düşünüyorum. Bu şekliyle hemen her futbol takımı finansal bir darboğaz içinde kıvranıyor.Dahası finans sağlayanlar politik amaclarına hizmet için destek sağlıyorlarsa, iş tamamen boyut değiştiriyor.Çünkü destek sağlayabilecek pek çok başka kişi, politize olunduğundan, desteğini kesiyor ve takımlar neredeyse sadece bir kişinin eline bakıyor hale geliyorlar.

Acaba gösteriş merakıyla birlikte gelişen olmayan parayı harcamak fiili, futbolda da mı geçerli ve herhangi yaptırımı da olmadığı için herkes sorumsuzca mı davranıyor?

Son olarak, herşeyin para olduğu bir futbolda, insanı insan eden erdemlerden uzaklaşıldığını hüzünle gördüm. Bu şekliyle her futbolcu herhangi takımda oynayabilir veya kovulabilir (ve hatta ücreti ödenmezse, Federasyon bir şekilde öder), her Yönetim veya Teknik Ekip işi sıkıya gelince istifa edebilir, her taraftar parasıyla değil mi misali (hani bilet veya herhangi klup ürünü satın aldılar ya) futbolcuya istediği küfür veya hakareti edebilir durumuna gelinmiş olunuyor…

Oysa spor, tıpkı sanat gibi, politik veya şahsi emellere alet olmadan içinde yer aldığı kültürü ve coğrafyayı ifade edebilmeli ve insanları Birlik’e taşıyabilmelidir.

Dr.Deniz Kite, 31 Aralık 2009, Adana

Bu yazı bana yüzlerce email veya mesajla ulaşmaya çalışarak benden mentorluk calismama iliskin yorum isteyen ADS taraftarlarına cevaben, sevgili ADS camiyasına teşekkür niyetine ve deneyimlerimi de ilgi duyan herkesle paylaşmak adına yazılmıştır. Umulur ki, futbol bu başıbozluktan sıyrılarak, spor olma özelliğine yeniden kavuşşun!